"Özer, ilk blog açışında herkes saçmalayabilir, senin görevin bunu minimize etmek. Şimdi adam gibi bişeyler yazmazsan blog ilk saatten boka sarcak" dedi. Haklıydı da adam akıllı bişeyler yazmaya koyuldum. İlk cümlelerim, zamanında çok dil döküp bağlayamadığım reggae ve marihuananın beşiği ülke olan "Jamaika" kökenli, siyahi platonik aşkım Portia'nın ne kadar zarif , bir o kadarda larç bir kız olduğunu anlatmakla geçecekken dedim ki: "lan özer kafan mı iyi? ne jamaikasından bahsediyosun, ne diyosun olum ne siyahisi, sitenin ismine uymamalı yazdıkların" kendime geldim aniden.
Telefon çaldı, açtım. 1-2 kere çalmasını bekledim de açtım hatta, uyurken telefon çalması, gerçek mi rüya mı? çelişkisine düşürür insanı. "Özer naber aaabi ?" dedi. "iyidir nolsun yatıyodum yahu" dedim. "Hadi çıkıyoruz alıcam seni uçmaya gidiyoruz" dedi. "Kemküm ne uçması" demeye kalmadan aşşağdan korna sesi geldi, gelmiş illa gidicez uççaz. Altıma kotu giydim, üstüme de gri önünde kıçı başı belirsiz bi çizgi adam olan tişörtümü(çok sevdim onu), beremi aldım ayakkablarımı giydim, anahtarı da tam kapı kapanırken aldım, hızla inerken lambaya bastım, ama bu sadece bi alışkanlıktı, sensörlüydü artık lambalarımız. Hızlıca inerken birden "beklesin lan" dedim, "arayan o hemen damlayan o" dedim yavaşladım. Ağır ağır ön koltuga yöneldim, yönelmekle kalmadım, bindim, "kimse yok mu lan ?" dedim. "Abi sonradan katılcaklar bize" dedi, "tamam bişeyler alalım bakkaldan" dedim "açım yeni uyandım, uyandırdın". Bu arada uyku sersemliğiyle uçmaya gidiyoruz dediğinde hemen okeylemiştim ya, arabada da sormadım "ne uçması lan ?" diye. 45-50 dakka yol gittik, ben yol boyunca bakkaldan aldığım abur-cuburlarla doyurdum karnımı, onun "çok yeme ha !" uyarılarına rağmen. " Yahu neden sormadın hiç, ne uçması diye ?" dedi. "Ne sorcam oğlum, yine bi komiklik yapıcazdır heralde" dedim, aslında içim içimi yiyordu da msn ifadesi tadındaki cool'luğum kaçmasın diye cool cevap veriverdim. "Ehe ehe" diye yavşak gibi güldü. Radyoyu açtım, rastgele parçalar çalarken birden yavaşladı. Bi vadiye geldik durdu. Arabanın kapılarını , radyodan da launç efem'i açtı, kafalar rahatladı.
"e nabıcaz biz burda ?" dedim. Arabanın bagajına doğru gitti, "abi bak ne var burda" dedi. "Oha !" karşılığını vermemin üstüne bir de "ulan insanız biz manyak mısın? ne uçması? çakılırız, pekmezimiz akar, kan gelir kulağımızdan" sözlerini işittirdim kulaklarına. " abi uçmak istersen bi s*k de olmaz" dedi. 4-6 tane kocaman kanat çıkarmıştı hep beraber uçarız diye. Sonra bi araba daha geldi. Timoti'ler(timoti ne mnakoyim) filan gelmişti. Timoti "hasiktirin lan manyak mısınız ?!!" dedi .Tam benim kafada adammış dedim o anda, hiç riske girmeye gerek yok ölmüyoruz zaten iyi böyle diyodum ben de.
Aldı bu kanatları, taktı, uçurumdan denize doğru atlayıverdi(varya en az 75-80 metre)." Ulan bu ne kendinden eminlik, ne cesaret, insan bi helallik alır, adama bak gitti, geberdi" dedim, birden uçmaya başladı. Resmen (resim olarak) uçuyordu herif. Demişti ya "uçmak istersen bi s*k de olmaz" diye. "Adam uçmak istemiş" dedirtti bu davranışı bana. Timoti'nin arabasıyla gelen bi kız arkadaş da aldı kanatları "nası yapıyoruz yaaaa" filan derken uçan adam geldi uçaraktan " Sen nası bi insansın olum çılgın mısın, insan mısın, oha" filan dedim. yine yavşak gibi güldü. Kızın kafasını tuttu, "uçmak istiyor musun?" diye sordu. Kız durakladı, "eee evet" dedi. "Lan manyak geberirsin" dedi. "Bakma ben uçuyorum da keyiften mi uçuyorum" gibi şeyler anlattı. Bana baktı, " Özer, sen uçmak istiyosun olum" dedi. Arabanın camından yansıyan görüntüme baktım, "İSTİYORDU". Ama o uçmicaktı ki yada o ölmicekti ki ben ölcektim, kafayı ben yarcaktım, ben g*te gelcektim.
"Ehe ehe" diye yavşak yavşak güldüm."Yok be abi ne uçması" diyodum, bu arada araba camından yansıyan ben kanatları takmıştı bile. "Özer istersen uçarsın be!" dedi uçan adam. "Uçar mıyım be" dedim. Yansıyan Özer "EVET" babında kafa sallıyordu, sırtında kanatlarla. Uçurumun kenarına geldim, "hooop" diye itti beni ibn*nin oğlu. Düşüyordum, ama uçmak filan yok bariz düşüyodum. Düşerken "lan istiyorum, uçucaaaam, çok istiyoruuuuuum" diye bağrıp durdum bi umut belki harbi uçarım diye. Yere 1-2 metre kala uçarak geldi bu uçtuğumu göremeyince tuttu beni çıkardı yukarı." Napıyosun lan p*zeveeek, geberiyodum g**öööt" diye bağrıp çağırmaya başladım."Abi kusrabakma yaw, öyle aşşağa bakınca sen birden ittiriverdim, havuz şakası gibi ehe ehe" dedi yavşak yavşak gülerken.
Ama güzeldi ha, uçmak istiyodum şimdi. Çok istiyodum, "uçarım lan heralde" dedim kendi kendime. Kimse uçmadı, kimsenin kafası filan yarılmadı, kimse riske girmedi, o manyaktan başka. Eve dönerken, uçmaktan bahsettik. Bana "sadece sen uçarsın onların hepsi tırt, gözlerindekini gördüm onların, bi s*k yapamazlar" gibi gaz laflar söyleyip durdu. Hiç gaza gelmedim, o 1-2 metre kalan yerdeydim o an, hem hayatımı kurtarmıştı, hem ağzıma s*çmıştı bu herif. Eve bıraktı beni, arabadan inerken "bi çift de kanat al, dekoratif bunlar" dedi. Apartmana girdim, lambaya bastım (yine boşuna çünkü artık sensörler var ehe), eve girdim. Koydum kenara kanatları, bi şeyler yedim, yattım, yorgunluk, g*t korkusu, kafadaki düşünceler ve en önemlisi uçma düşüncesi - belki de rüyalarda ha Özer? diye - beni hemen uyutuverdi.
Rüya görmeden veya görüpte hatırlamadan kalktığım ender sabahlardan birine uyandım. "Ulan yoksa herifin uçması filan rüyamıydı" derken kanatları gördüm, değilmiş.
Uçmam lazımdı, kanatları aldım, kaskımı da, atladım BMW motoruma - harika bir motordur, ayağı yerden keser- o vadiye gitmek için, hiç bişey yememiştim, yola çıkmadan bakkaldan bişeyler aldım, vadiye varınca yedim filan. Çimenlere uzandım. Çok savunmasızdım, etraftan vahşi hayvan filan gelse sıçmıştım yani. Düşündüm uçmayı, "uçmak istersen bi s*k de olmaz" sözleri yankılandı kafamda. İstiyodum lan, çok pis bi istekti bu, gittim uçurumun kenarına, bıraktım kendimi, ama aynı yerde değildim 10-15 metrelik kısımdaydım. O heycanla kanatları takmayı unutmuşum. Kolum kırıldı yada çatladı (kırılsa duramazdım), kafam yarıldı. Ulan ne heycanmış, koşa koşa geri geldim. İlk yardım çantasından bi kaç şey çıkardım, kolumu sardım, kafama gazlı bezle filan bastırdım, pansuman tarzı bişeyler yaptım.
Çok istiyordum lan uçmayı çooook. Kendime geldim, su içtim, biraz da red bull (reklamın etkisinden değil, öyle enerji versin diye). Aldım kanatları taktım sırtıma, güneş gözlüklerini de taktım gözüme, havalı oldugum kadar manyaktım da o an. Motorumu 75-80 metrelik kısma sürdüm. Vardığımda "geldin işte, dekorasyon için vermedik sana o kanatları heralde, gerçekten istersen bi s*k olmaz" yazan bi karton buldum, gülümsedim.
Kanatları çıkardım, pantolonu da, ayakkabları da, don atlet kaldım diyelim. Hafifledim yaw. Gözlük ve kaskı çıkarmadım, "neme lazım lan kafadan ölmeyek" dedim. Kanatsızdım. Uçurumun kenarına geldim, "istiyo muyum lan ?" diye sordum kendime, cevap vermedim. Atladım. Düşüyordum, aklımda uçabilmek vardı, uçamamak da olsa uçmaktan vazgeçmemek. Gözlerimi kapadım. Uçuyodum. Gerçekten istemişim galba ki bi s*k olmadı. Bi kaç tur attım denizin üstünde ama yorgunluk verdi. Döndüm, vadiye indiğimde "İsteyince kanatsız da olurdu, kanat bahanesiydi zaten" yazan bi karton buldum. Gülümsedim. Oh be dedim. Rahatladım.
21 Şubat 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder