22 Şubat 2009 Pazar

Ararsan Çıkar Olum !

Bi resim yapayım dedim, çizdikçe çizdim. Birbirinden alakasız şeyler çıkıverdi. Saçmaladığımı farkettiğim zaman resim bitmişti bile. Baktım şöyle uzakta tutup gözlerimi kısarak ulan Salvador Dali diye bi adam geldi buraya, "İstanbulda bir sürrealist" diye g*tünüzü yırttınız, şimdi bu resme baksanız "bi boka benzemiyo" dersiniz. Halbuki Salvador öylemi derdi, tebrik eder, başarılarımın devamını dilerdi.

Kapı çaldı. Uzun bir süresi geride kalmamış bir uyku esnasında çalan kapının sesi, "rüyada mı yoksa gerçek hayatta mı kapı çalıyo ?" çelişkisine düşürebilir insanı. Nitekim düştüm de. Israrla çalan bi kapı, ertelendikçe ertelenen bir telefon alarmından daha etkilidir uyandırma kabiliyeti açısından. Uyandım. Diafon bozuk olduğu için, "kim o ?" diyemeden bastım otomatiğe. Kapıyı açtım, aşşağa "kim o ?" diye bağırdım. Gelmişti, hiç de sırası değildi, altımda tüm vücut hatlarımı belli edebilen pijamavari bi alt, üstümde ise satın alınmamış fakat her evde bulunabilen, kiminin üzerinde Burak Oto, Lipton Yellow Label, Shubuo gibi yazıları bulunan beyaz tişörtlerden biri vardı. Ayıptı lan koca adamın karşısına böyle mi çıkçaktım!?.Hemen onun 5 katı çıkma süresinde kapıyı açık bırakıp, odama koştum. Bir kenara atılmış bi pantolonla gri bi tişört geçiriverdim üstüme. Kapıya yetiştim gemişti. "Buyur geç, müzik açıktı da duymadım kapıyı, kusrabakma" dedim. "Ne demek yahu" dedi. Salona geçip, kendi evindeymiş gibi davranmasını rica ettim. Banyoya gittim, yüzümü filan yıkadım tipe baktım , "suratına s*çayım" dedim.

Salona girdiğimde, kendi evinde gibi davran sözlerimin ne kadar etki ettiğini gördüm, salonda değildi, mutfağa girmişti. "Olum kusrabakma seni de uyandırdım, bi tost yapayım da ye, sonra konuşuruz" dedi. Şaşkınlıklar denizine ayak başparmağımı sokmuştum bi kere, "bu herif sanatçı ruhlu kesin devamı gelecektir" dedim kendi kendime."Ehe nası anladın yahu, o kadar da kastım" gibi sözler sarfettim. Tıs tıs güldü. Tost hazırdı, sanki ben misafirdim de o beni ağırlıyordu.

"Yolculuk nasıl geçti" diye sordum, "iyi işte otobüs firmalarını bilirsin, topkek, çay, kraker yiye yiye geldim" dedi. Neden uçakla gelmedin dedim, göre göre geldim yolları dedi."Neler yaptın bakalım" dedi. Tost bitmişti ellerimi sildim, limonata getirmiş, onu içtim. "Açıkçası bir b*k yapamadım" dedim, "tembellik yaptım". Suratıma baktı, masanın üstündekileri gösterdi, "bunlar ne" dedi. Konusuz resimler, taslaklar, karalamalar olduğu için gösterirsem "bunları mı yaptın lan, ne bunlar a***a k*yim" diyeceğini, hayal kırıklığına uğrayıp, "ulan ben o kadar yolu bunlar için mi geldim" diyebilceğni hayal ettiğim için göstermedim.

"Ha onlar mı?, heç yav öyle saçma sapan şeyler" dedim."Tıss tıss" diye gülerek, "ulan İstanbul'da olan sürrealist benim, adam benden daha sürrealist" dedi. "Resimlerden birşey anlamadım" dedi. "Şimdi anlamak istediklerimi arıyım da anlamları ortaya çıksın" gibi karmaşık olmayan ama ilk okunuşta karmaşık gelebilecek bir cümle kurdu."Anladı lan !" dedim.
Cep telefonunmu çıkardım "hocam bi fotografın olsun anı yahu" diyip hoş bi fotoğrafını çektim.

Oturduk biraz, pıleysteyşın oynadık. Tam çok pis bi gol attım ki "çok gerçekçi lan bunlar, gerek yok" dedi, "sürrealistim ben, benim işim gerçeküstücülük" kapadı oyunu. Kalktı aynada bıyığına baktı, kenarını burdu, "bayılıyo lan buna insanlar inanabiliyo musun?" dedi."Tipime sıçayım"ı da en sonra yapıştırıverdi.

"Asiktir, Salvador abi ben de sana içeri geç dedikten sonra gittim banyoda suratıma sıçayım dedim ha, ehe ehe" dedim. Tıss tıss diye gülerek "nasıldı lan tost" dedi, "abi sana bi büfe açsak köşe olursun" dedim. Hayat dersi niteliğinde bişey söledi: "Altı yaşındayken aşçı olmak istiyordum. Yedi yaşındayken de Napolyon. O zamandan bu yana hırslarım giderek arttı".
Bu söz üstüne "Ulan napolyon olsaydın ya o zaman dallama paran olurdu, benim buzdolabımı sömürmezdin" demedim tabiki, yolluk yaptım her zamanki gibi, "Al abicim yolda için kıyılır atıştırıverirsin, yengeye çocuklara selam" dedim.

"Hadi gözüm o zaman pedere valideye selamlar, bu arada bu konuştuklarımız aramızda ha, kimseye söyleme öyle otobüs yolculuğu sevdiğimi, top kekleri löp löp götürüp, krakerleri çayın dibine düşürdüğümü filan" dedi."Ayıpsın" dedim (gerçi burda yazıyorum ama, ölmesinden önce izin almıştım), sırtımı sıvazladı."Lan! ben aşşağa inene kadar kapama kapıyı karanlıkta kalmıyım" dedi, "Sensörlerimiz var artık" dedim."Eyvallah o zaman içeriyi soğutma, kapa kapıyı" dedi. Kapadım, ama delikten bakmayı sürdürdüm, el hareketi çekti, bıyığını burdu, el salladı, indi. Gülümsedim, resimlere bakmaya gittim. Baktım, bi bok anlamadım, zaten anlamak da çözmeye yetmezdi.

1 yorum:

  1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil